Görsel Materyaller ile Tarih Dersi

Sakarya Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nden Doç. Dr. Ahmet Şimşek'in "Tarih Öğretiminde Görsel Materyal Kullanımı" başlıklı makalesini özetleyerek yayınlıyoruz.

0 266

Tarih Öğretiminde Görsel Materyal Kullanımı

Sınıflamada görsel semboller olarak adlandırılan görsel materyallerin tarih araştırmalarında ve tarih öğretiminde önemli bir yerinin olduğu söylenebilir.

Derman’a göre görsel algı, bilinç düzeyindeki davranışlarımızın yaklaşık % 99’unun belirleyici öğesi durumundadır. Bu oran özellikle bilinç düzeyindeki davranışlarımıza etkisi açısından çok büyük gözükmektedir. Buna göre algının niteliği ve yoğunluğunun yüksek olmasına dikkat çekmek gerekir.

Görselliğin bireysel algı ile ilişkili olduğu bir gerçektir. Çünkü bireyin algıladığı aslında, nesnenin kendi varlığından çok onun oluşturduğu duyumsal verilerdir. Bu durumda, hem tarih araştırmalarında hem de tarih öğretiminde bir materyal olarak kullanılan görselliğe herkesin aynı anlamı yüklemesi söz konusu olamayacaktır. Önceden kazanılan deneyim ve birikimlerin etki ettiği algılama ve dolayısıyla bireysel gerçeklik, kişinin bilinç oluşturmasında önemli bir role sahiptir. Ortak bir algının etkisinin, kullanılacak materyalin sanatsal yada belgesel nitelikli bir çalışmanın ürünü olması ile ilgili olduğu söylenebilir.

Bu çalışmada, görsel materyal olarak ele alınan özellikle resim (yağlı boya, gravür ve minyatürler) ve fotoğrafın yukarıda bahsedilen belgesel olma durumlarının göz önünde tutulacağı kestirilebilir.

 

Grafik-Çizelge-Şekiller:

Görsel malzeme içinde tarihle ilgili istatistiksel bilgiler, geçmiş kültürlere ait kültürel semboller, zamanı gösteren çağlar çizelgesi bu kısımda yer almaktadır. Örneğin, 16. yüzyılda Osmanlı şehir ve köy nüfus oranları grafikler ile anlatılabilir. Yine tarihsel bir savaşın taraflarının asker ve malzeme dökümü gibi istatistiksel bilgiler grafikler ile verilebilir. Yahut vergilendirmeye ait bilgiler grafikler yardımıyla aktarılabilir.

Biz öğretmenler, çocuklara zaman kavramını, zaman çizelgesi ile vermeye çalışırız. Bu çizelge üzerinde çeşitli tarihsel olayların zamanını işaretlemek suretiyle çocuklarda zaman bilincinin gelişmesine çalışılır.

 

Tarihsel Resim:

Tarihsel resim, belli tarihsel olayların belli zamanlarda belli kişilerce görsel tasviridir. Resimler her zaman tarihsel gerçeği yansıtmayabilir. Ancak, resimsel kanıt ile öğrencinin görsel belleği gelişir ve tarihsel olayları hayal etmesi daha da kolaylaşır.

Burke’ye göre; resimler ve diğer imgeler gelecek nesillere, geçmiş kültürlerin yazıya dökülmemiş deneyimlerini ya da bilgilerini paylaşma olanağı sağlar. Bunlar, belki bilip daha önce o kadar ciddiye almadığımız şeyleri önümüze koyarlar. Kısacası geçmişi daha canlı bir şekilde “hayalimizde canlandırmamızı” sağlarlar.

Tarihsel bir kanıt niteliğine sahip resim ya da fotoğrafların ders içinde çözümlemeye çalışılması beklenmedik biçimde öğretim ve eğitim kazancı sağlayabilir. Ancak, tarihsel görsel malzeme içinde değerlendirilebilecek resim (minyatür, gravür, yağlıboya vs.) ve fotoğrafların öğretme-öğrenme sürecine dahil edilmeden önce seçiminde Safran ve Köksal’ın yazılı kanıtla ilgili  kriterleri dikkate alınabilir:

  • Kanıt içeriği tarih öğretimine uygun mudur?
  • Kanıt, konu yada üniteye uygun mudur?
  • Kanıtla ilgili sorulabilecek sorulara cevap verilebilir mi?
  • Kanıt, önceden işlenmiş konulara atıf yapılmasına imkan tanıyor mu?
  • Kanıtın içeriği, öğrencide merak, ilgi, heyecan uyandırabilecek biçim ve anlam zenginliğine sahip mi?
  • Kanıt, öğrencinin yaş ve gelişimine uygun mudur?
  • Eğer uygun olmayan bir yönü ortaya çıkarsa o şekilde kullanılmamalıdır.
  • Öğretme – öğrenme sürecinde kullanılan öğretim materyalinin kullanım şekli de bu sürecin sonrasında hatırlama yüzdesini etkilemektedir.

Öğrenme sürecindeki öğretim materyali ile öğrencinin etkileşimi ne kadar fazla olursa, öğrenme o kadar kalıcı olmaktadır. Görsel sembollerin dikkat çekeceği, öğretme-öğrenme yaşantısına renk katacağı birer gerçektir. Bununla beraber, bir grafik, bir şema, bir resim-fotoğraf, bir harita üzerinde örnek olay çalışmasındaki gibi etkinlik yaşanması, katılım ve deneyim etkinliklerine girdiği için materyal sadece göze hitap etmekle kalmaz, öğrenci etkileşimi yüksek olacağından öğrenme  %80’e çıkabilir.

Jon Nichol’un, tarihsel bir resmin çeşitli sorularla çözümlenmesi adeta sınıf ortamında resim üzerinde bir örnek olay çalışması niteliğindedir. Buna göre Nichol’de yer alan kriterleri göz önüne alarak, Barbaros ile Kanunî Sultan Süleyman’ın görüşmesini konu alan minyatürü şöyle çözümlemek mümkün olabilir:

Yukarıda çeşitli zihinsel düzeyler dikkate alınarak sorulması teklif edilen sorulara yenilerini de eklemek mümkündür. Bu minyatürde olduğu gibi, başka sorularla bu gibi özel durumu belgeleyen görüntülerden, öğrencilerin daha genel değerlendirmelere ulaşmaları sağlanabilir. Örneğin; Kanuni Sultan Süleyman, resimde diğer kişilerden neden daha büyük resmedilmiştir? Barbaros Hayrettin Paşa, Kanuni’nin karşısında neden el-pençe divan durmaktadır? gibi… Bu sorulara öğrenciler tarafından verilecek cevaplardan yola çıkarak, Osmanlı’da protokol kuralları ya da padişahın önemli bir dış temsilciyi –ki Barbaros burada başka bir devletin başkanı olarak, Osmanlı devletine katılma durumunda bulunmaktadır- kabul töreninin nasıl olabileceğine yönelik konuya bir giriş yapma fırsatını yakalamak mümkün olabilir.

Dance’a göre, her resmin (genel anlamda görsel materyalin) öğretme-öğrenme sürecinde kullanılması birçok problemlere yol açabilir. Öğrencilerin olgunluk dereceleri göz önüne alınarak dönemin orijinal resimleri mi, yoksa onların modern stilde yeniden düzenlenmiş şekilleri mi tercih edilmelidir? Bir yandan, eski, özellikle ortaçağa ait tasvir ve resimlerin çoğu, çocuklarda saygı duygusu uyandıracak yerde, onlara gülünç gelebilir. Öte yandan yeniden modern stilde düzenlenen resimler de tarihsel gerçeklerden ziyade sanatçının hayal gücünü yansıtır. Bu durumda öğretmenin kendi muhakemesine dayanarak orta “haddi” bulabileceğini söylemek, belki en doğrusudur.

 

Minyatürler:

Resimsel kanıt olarak nitelendirebileceğimiz tarihsel olay, kişi veya yer tasvirlerinin Türk tarihi ve kültüründe en önemli örnekleri minyatürler ve gravürlerdir.

Türk devlet geleneği içinde yer alan, İslam dininin iktidara hakim olan yorumu, birebir tasvir yapılmasının yasak olmasından dolayı, resimden üçüncü boyut olan derinliğin çıkarılarak yeni bir tarzın gelişmesine sebep olmuştur. Bunlar minyatürlerdir.

TDK’nın sözlüğüne göre minyatür; çoğunlukla eski yazma kitaplarda görülen, ışık,gölge ve hacim duygusu yansıtmayan, küçük, renkli resim sanatıdır.

Atasoy, Osmanlılarda, özellikle Kanuni Sultan Süleyman dönemi minyatür sanatına dikkat çekmiş, bu dönemde, tarihi olayları saptama anlayışının “şehnâmecilik” adıyla resmi bir görev halini almaya başladığını belirtmiştir. Bu anlayış içinde, tarihi olaylar, yazma olarak kayda geçirilirken, bir yandan da resimlenmiştir. İmparatorluğun doğu ve batısındaki savaşlar, fetihler ve seferler, tahta geçişler, yabancı elçilerin kabulü, bayram kutlamaları gibi önemli olayların yanı sıra, bazen sultanın yalnızca tek bir seferi de ele alınmıştır. Bu tür eserlerin en önemlilerinden birisi de Arifî’nin Süleymannâme’sidir. Kitap, 1543 Macaristan kuşatmasını, Nice’in fethini ve deniz seferlerini konu almaktadır. Daha sonraki padişahlar döneminde de bu bağlamda pek çok esere rastlamak mümkündür. Tarih-i Sultan Bayezid’te II. Bayezid döneminin deniz seferlerini anlatırken,

Matrakçı Nasuh’un minyatürleri ise figürsüz, topografik birer manzara niteliği taşımış, böylelikle dönemin coğrafyasına atıfta bulunmuştur.

Zamanla, minyatürlerin yüzeyleri, çoğu kez ana konuyu izlemeyi güçleştiren süslemeci motiflerle doldurulmuştur. Ancak, tarihi olayların minyatürlerle yansıtılması konusundaki titiz yaklaşımın gelişmesiyle bu özellik, giderek erimiştir. Tarihi olayları gerçekçi bir tavırla saptama anlayışı, artık Türk minyatür sanatının bir değişmezi olarak gelenek haline gelmiştir. Kanuni döneminde başlayan tarihi konuların işlenmesi ve şehnameciliğe bağlanıp, minyatürün, devletin resmi tarihini belgeleme niteliği alması, klasik döneminde Türk minyatürüne ana karakterini kazandıracak tarihi konulu minyatürlerin Osmanlı ordusunun seferlerini, padişahın tahta çıkışını, saray içinde ve dışında düzenlenen gösteri ve şenlikler gibi olayları da konu almasına yol açmıştır. Örneğin, Kanuni’nin son yıllarında 1558’de yazımına başlanan Sefer-i Zigetvar adlı eserde Zigetvar seferi ve II. Selim’in tahta çıkışını izleyen yıllar konu edilmiştir. Sultan II. Selim’i tahtında oturmuş, önünde iki büklüm eğilmiş Avusturya elçisini huzuruna kabul ederken gösteren resim, eserdeki ilginç minyatürlerden biridir. III. Murad döneminde hazırlanan Hünernâme’de ise kronolojik bir sırayla Selçuklu ve Osmanlı sultanlarının tahta çıkışları ile her birinin saltanat yıllarında geçen önemli tarihi olaylar anlatılarak resimlenmiştir.

Ata’ya göre minyatürler; Osmanlı tarihine, saray hayatına, muharebe ve muhasara sahnelerine, şehir ve kale manzaralarına ilişkin içerdiği konularıyla, sanatçının, gerçek olayları realist görüş ile anlatma niyetinden dolayı tarih öğretiminde kullanılabilecek zengin görsel malzeme sunmaktadır.

İşte Türk minyatürlerinin bu realist yapısı, onların tarih eğitiminde kullanılmasını kolaylaştırmaktadır. Minyatürlere çeşitli tarih ders kitaplarında bir çeşni olarak rastlamakla birlikte, gerek baskının kalitesizliği ve gerekse tarih öğretmeninin bu konudaki yetersiz donanımı, minyatürlerin tarih öğretiminde etkili bir şekilde kullanılmasını engellemektedir.

 

Gravürler:

Osmanlı’nın özellikle son dönemlerinde, Avrupalı seyyahların çabalarıyla oluşmuştur. Taş, bakır, tahta veya çelik üzerine çizim suretiyle yapılan gravürler, eski İstanbul sokakları, çarşıları, mesire yerleri ile ilgili görüntüler sunarlar.

Tarih öğretiminde gravürler, tıpkı fotoğrafta olduğu gibi değişim ve süreklilik bağlamında ele alınarak, eski İstanbul ile bugünkü İstanbul, eski çarşılar, eski esnaf, eskiden halkın yaşayışı, giyinişi, davranışı ile bugünkü arasındaki farkları göstermek amacıyla kullanılabilir.

Gravürler de bu yönleriyle çocuklarda tarih, kültür ve doğa bilincinin oluşmasında etkili olabilirler.

 

Tarihsel Fotoğraf: 

Tarihsel malzeme içerisinde değerlendirilebilecek bu malzemelerden fotoğraf, gerçeğe yakın olması sebebi ile öğretimde tarihsel kanıt olarak sunulabilir.

Çizgen’e göre sanat, tarihsel sürecin ürünüdür. Fotoğraf ise toplumun belleği, dünyamızda olup bitenin izi, yalnız geçmişin mirası değil, yarının rehberidir. Bu yaklaşımdan hareketle, tüm sanat eserlerinin tarihsel birer belge olduğu, kestiriminde bulunabiliriz. Bu da gerçeğe en yakın sanat dalı olarak nitelenen fotoğrafın tarihsel bir belge olarak durumunu güçlendirmektedir.

Belgesel fotoğraf olarak adlandırılan, belli bir yorum taşımayan fotokopi kıvamındaki bir durumu aktaran çalışmalar tarih öğretiminde rahatlıkla kullanılabilecek araçlardır. Çünkü, fotoğraflar değişim ve süreklilik kavramlarının çocuklarla daha iyi kavranılması için birer fırsattır. Örneğin, bir şehrin geçmiş zaman fotoğrafları ile bugünkü fotoğraflarından hareketle şehirdeki tarihsel süreç içindeki değişimi en güzel biçimde anlatabiliriz.

Fotoğrafın tarih öğretiminde kullanılmasına yönelik en pratik model Felton ve Allen’in geliştirdiğidir. Buna göre:

  1. Fotoğrafı sunma: Öğrenciye tarihsel bağlamında fotoğrafın kapsamı söylenir.
  2. Anahtar soruyla yöneltme: Bu resimdeki insanlar ne yapıyor?
  3. Öğrencilerden kişileri ve nesneleri tanımlamaları isteme: Öğrenciler resimde gördükleri her şeyi listeler.
  4. Öğrencilere fotoğrafta gördüklerini betimletme: Bu kimseler nasıl giyinmiş?
  5. Öğrenciye çıkarım yapmaya yönelik sorular sorma: Bu fotoğraf adamların çalıştığı yerlerle ilgili ne gibi ipuçları vermektedir?
  6. Öğrencilerden hipotezini değiştirme, doğrulama ve atma ihtiyaçlarının olup olmadığını sorma: Öğrenciler hipotezlerini değiştirecek gözlemlerde bulunurlar.
  7. Hipotezi desteklemede ders kitabı veya diğer materyalleri kullanma: Öğrenciler fotoğrafın anlattıklarını diğer materyaller ile desteklerler.
  8. Düşünmeyi gözden geçirme: Birlikte sorular ve düşünme becerileri üzerine odaklanır.

Bu teknikler kullanılmadan önce konuya uygun mesajları olan fotoğraflar seçilmelidir. Çocukların sosyal çevrelerindeki tarihsel eserleri daha iyi tanımaları üzerinde duran Uluçay, öğrencilere;

  • Resim, fotoğraf, elbise, folklor, vs. toplatılmasını,
  • Tarihsel olayların tasvirini yapan resimlerin, kartpostalların listelerinin çıkartılmasını,
  • Endüstrinin gelişmesi, arazinin genişleme ve daralmasını, nüfusun artışını gösterir harita, grafik (resim) ve tabloların yaptırılmasını savunmaktadır.

Resim, minyatür, gravür ve fotoğrafın öğretim ortamında kullanımından sonra da gerekli zamanlarda tekrar tekrar başvurulabilmesi için muhafazası gerekli görülmektedir. Moffatt’a göre : “Resimler (fotoğraflar) değişik büyüklükteki bir kağıt üzerine yapıştırılıp, konu ve alfabe sırasına göre dosyalar içinde dosya dolabında muhafaza edilmelidir. Eğer herhangi bir sebeple resimler (fotoğraflar) kartona yapıştırılamıyorsa bunlar dosyadan büyük zarflar içinde muhafaza edilir. Resim koleksiyonu zaman zaman gözden geçirilip elenmelidir. Bu koleksiyon okul ve şehir kitaplıkları dosyalarından temin edilecek resimlerle zenginleştirilmelidir.”

Ancak hemen belirtmek gerekir ki, bir sanat eseri, içinde doğduğu fiziksel ve sosyal çevre, yaratan ırk, onun yaradılışına tanık olan tarihsel an gibi birçok unsuru barındırsa da değerlendirirken, onun sunuluşundaki estetiksel yaklaşım ve felsefeyi her zaman göz önünde bulundurmak gerekir. Çünkü insanın, üretim sürecine katıldığı her üründe kendi yaşantısından izler bıraktığı bir gerçektir.

Sonuç

Milli Eğitim Bakanlığı, taslak halinde olan Sosyal Bilgiler müfredat programında, eğitim araç ve gereçleriyle ilgili bölümde; “Tarihsel tablolar, resimler, kartpostallar incelenip, bunlarla konular somutlaştırılır. Resimler, ünite köşelerinde veya okulun çeşitli yerlerinde sergilenir ve gelecek yıllardan da kullanılabilecek albüm haline getirilir” demektedir. Ancak nasıl kullanılacağına dair hiçbir plan örneği sunulmamıştır. Bugün Sosyal Bilgiler dersi tarih konularının öğretiminde önerilen tarih haritalarının konulara göre bile yetersiz olduğu ortadadır. İlgili tarih haritaları ekte sunulmuştur.

Tarih öğretiminde görsel malzeme olarak nitelenebilecek resim (gravür, minyatür, yağlı boya vs.), fotoğraf, grafik, şekil, şema ve haritaların derslerde sadece bir görüntü olarak kullanılmasının belki çocuğun ilgisini ve dikkatini derse çekmekte faydası açıktır. Ancak, örnek olay çalışması tarzında resim ve fotoğraf çözümlemeleri, grafik, şema, çizelge ve harita okumalar, bu öğrenme süreci sonundaki hatırlanma oranlarını yükseltebilir.

Görsel sembol olarak adlandırılan grafik, çizelge, şema, haritaların öğrencilerin anlayabileceği ölçüde basit, konuya en iyi hizmeti edecek şekilde albenili, bilgileri bilimsel ve belli metotlar kullanılarak hazırlanması durumunda tarih öğretimine olumlu etki yapacağı kuşkusuzdur. Ancak yine de hiçbir araç ya da yöntemin tek başına yetmeyeceği, tüm araç ve yöntemlerin gerekli yerlerde, gerekli şekil ve ölçüde kombine bir düzen içerisinde öğretilmesinin en iyi yol olduğu unutulmamalıdır.

 

Kaynak Makalenin Tamamını Okuyun

Bunları da Beğenebilirsiniz

Yorum Yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.